Tarih tartışmaları, Türkiye’de siyasal tartışmanın başlıca duraklarından biri, hatta çoğu zaman ta kendisi. Bu tartışmaları daha çok siyasal özneler üzerinden ve bilhassa da devlet üzerinden yapıyoruz. Peki devleti merkeze almadan Türkiye’de siyasal yaşamı ve onun yakın tarihi üzerine düşünmek mümkün mü? Atölyenin amacı, Türkiye siyasetini, kurumlar üzerinden değil; ritüeller, mitoslar, mekânlar ve duygular üzerinden okuyabileceğimizi göstermek ve siyasal antropolojinin temalarıyla Türkiye’de siyasal yaşamı okumak olacak.
Bu etkinlikte Türk/Türkiye Siyasal Hayatı alanına hâkim olan devlet/kurum merkezli okumaların ötesine geçmeyi amaçlıyoruz. Buna uygun olarak siyasal antropolojinin kavramsal çerçevesini ve yöntemsel pratiklerini seferber ederek modern devletin siyasal olanı tekelleştirme çabasını sorunsallaştırıyoruz. Bu kapsamda resmi tarih anlatısının kendi kurgusunun sahnesi olarak işaretlediği ötekilerin/örtülü ve açık düşmanların/makbul olmayanların tarihsel serencamına odaklanarak Türkiye siyasal hayatını zor ve rıza pratikleri/örüntüleri ve meşruiyet krizleri çerçevesinde anlamaya çalışıyoruz.
Bu amaç ve çaba kapsamında “Türk” Siyasal Hayatından bahsedebilmeyi mümkün kılan tarihsel kırılma ve sürekliliklerin milli tarih ve tarihçilerin anlatılarının oluşturduğu bedenle mesafeli bir ilişki kurularak hatırlanabilmesinin mümkün olup olmadığı sorusuyla başlayacağız. Türkiye’de modern devletin ortaya çıkışı, geçirdiği dönüşümler ve uğradığı başlıca durakları, modern devletin kendisini inşa ederken sınırlarını çizdiği tarih yazımının dışına çıkmaya gayret ederek anlamaya çabalayacağız. Bu girişimde siyasal antropolojinin modern Weberyan sosyoloji ve siyaset bilimi geleneğinin kavramsal araçlarını sorunsallaştırarak yürüttüğü tartışmalara başvurarak, iktidar, güvenlik, bellek, temsil, siyasal ilahiyat, kutsal, asabiyye gibi kavram setlerinin yaratabileceği imkanlar çerçevesinde Türkiye siyasal hayatını beraberce yeniden düşünmeye çalışacağız.