bilgi@bilimler.org
+90 536 597 09 57

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı


29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

29 Ekim … Yeni bir ülkenin adı ve yönetim şekli olacak Cumhuriyet’in ilan edildiği gün bugün. Hepimize kutlu olsun. Bugünü siyah beyaz fotoğrafların nostaljisiyle kutlayıp donuklaştırmak veya konserlerin kulakları sağır edecek şen sesine boğmak da mümkün. Onu tarihselliği içinde anlamaya ve açıklamaya çalışıp günümüze ve geleceğe taşımanın olanaklarını yaratmak da. Biz tercihimizi bilimin ışığında ikincisinden yana kullandık. Tarih bir noktalar bütünü değildir. Cumhuriyet bir gün öncesine kadar gizli kalmış; bir günde de ilan edilmiş bir şey değildir. 29 Ekim tarihin çelişkili, çatışmalı ve çok boyutlu seyrinden koparılamaz. Cumhuriyeti bir fikir, siyasal rejim veya hükümet biçimi olarak tanımlamak mümkündür; ancak yaşamın seyri içinde Cumhuriyet toplumsal ve siyasal mücadeleler içinde bir konumlanma ve örgütlenme pratiğidir. Cumhuriyet 1920’de herkesin ufkunun en fazla Meşrutiyetçilikle sınırlı olduğu bir Meclisten Cumhuriyetçi bir damar çıkaran bir sürecin, iradenin ve konumlanmanın ürünüdür. Bu konumlanış ve irade Büyük Millet Meclisi yönetiminin kendi dışında hiçbir organ ve makam bırakmayacak şekilde örgütlenmesi sürecinde şekillenmiştir. 1922’de vatanı “biz kurtardık, barış görüşmelerini de biz imzalayacağız” denerek Saltanatı ilga eden, İstanbul Hükümeti’nin görevine son veren ve Osmanlı İmparatorluğu’nu ortadan kaldıran iradenin ürünüdür cumhuriyet. Saltanatın kaldırılması ve İstanbul’un Ankara’ya bağlanması, Büyük Millet Meclisi’ni karıştırır. Hükümet içinden istifaları tetikler; Kurtuluş Savaşı’nın öncü isimlerini ayrıştırır. “Hakimiyeti Milliye diye bir kanun çıkardık, Saltanatı Milliye diye değil, istersek Padişah’ı bile geri getirebiliriz" denmeye başlanır. Cumhuriyet, bu hat karşısında kendisini güçlendiren, Saltanata karşı halkın egemenliğini, millet meclisinin belirleyiciliğini savunan iradenin ürünüdür. Hiyaneti Vataniye Kanunu, 1.maddesi, hükümdarlık haklarının terkedilemez, parçalanamaz ve devredilemez şekilde Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğu şeklinde değiştirilir. Meşrutiyetçi damarın güçlü olduğu Birinci Meclis’in görev süresinin bittiği yönündeki kararla, İkinci Meclis kurulur. Temmuz 1923’te Büyük Millet Meclisi Hükümeti Lozan Barış Antlaşmasını imzalar. Cumhuriyet, tüm bu kritik süreçlerde milletin meclisini tam yetkili hale getiren iradenin ürünüdür. 29 Ekim 1923 tarihinde yapılan şey tüm bu çatışmalı ve iradi süreçte ağırlığını koyarak galip çıkan cumhuriyetçi damarın savunduğu egemenlik anlayışının bir anayasa değişikliği ile kayıt altına alınması, sabitlenmesidir. Anayasa’nın 10. ve 11. maddeleri değiştirilerek devlet başkanını TBMM’nin seçimle kendi içinden çıkaracağı ve bu devlet başkanının da cumhurbaşkanı olacağı hükme bağlanır. Hakimiyetin her boyutuyla TBMM’de olduğunu gösteren bu anayasa değişikliği, artık yönetim biçiminin kat’i olarak cumhuriyet olduğunu resmileştirmiştir. Yani cumhuriyet uzun, sancılı ve çatışmalı bir sürecin ürünüdür. Cumhuriyet, Cumhuriyetçi hattın güçlenmesi ve Meclis’in iktidarı kayıtsız şartsız ele aldığını göstermesiyle ilan edilebilmiştir. Geçtiğimiz yaz Fatma Eda Çelik’le birlikte gerçekleştirdiğimiz “Kim Sevmez Yönetim Tarihini?” atölyemizin çıktıları üzerinden, Cumhuriyet üzerine düşünebileceğimiz bir çerçeve çizdik. Cumhuriyeti ve onun kuruluşunu Bilimler Köyü’nde Fatma Eda Çelik hocamızla ele almaya önümüzdeki dönemlerde de devam edeceğiz.