Corona günlerinde 14 Mart..


Ufuk Gökçek*


1470 yılında II. Mehmet, Fatih Şifahanesi’ni kurarken herhalde bu tarihten 550 yıl sonra bu Şifahane’nin mirasçısı olan okuldan bir tıbbiyelinin oturup bu yazıyı yazacağını düşünmemişti. Aynı Mehmet’in Bilimler Köyü gibi bir projeyi duysaydı ne düşüneceğini ise merak ediyorum. Ancak 550 yıl geçti, bu okul devam etti, o okuldan biri Bilimler Köyü gönüllüsü oldu; bilimin ve özgür düşüncenin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkan bu salgın günlerinde de oturdu bu yazıyı yazdı.

14 Mart Tıp Bayramı’nın hikayesi bir başka kriz dönemi olan işgal günlerine dayanır. Türkiye’deki modern anlamda tıp eğitiminin başlangıcı 14 Mart 1827 tarihinde kurulan Tıphane-i Amire olarak kabul edilir. Çeşitli isim değişiklikleri yaşasa da o tarihten bugüne kesintisiz olarak eğitime devam etmiştir. Daha sonra ise Birinci Dünya Savaşı’nda Mektep-i Tıbbiye-i Şahane öğrencileri İstanbul’un işgali sırasında işgali protesto için bir eylem planlar. Okulun kuruluş yıldönümünü kutlamak için 14 Mart 1919 günü okulda etkinlik yapacağını söyleyen Hikmet Boran ve arkadaşları aslında bir protesto planlamaktadır. Nitekim de kutlama olarak başlayan gün protesto olarak biter ve İngilizler tıbbiyelileri güç kullanarak dağıtırlar. O dönemden bu yana 14 Mart günü Tıp Bayramı olarak kutlanmaktadır, aynı zamanda ülkedeki ilk tıp okulu ve devamı olan İstanbul Tıp Fakültesi’nin doğum günüdür.

Corona günlerinde Tıp Bayramı bize halk sağlığının, koruyucu hekimliğin, bilimsel düşüncenin önemini göstermektedir. Bilime ve özgür düşünceye aykırı ne söylerseniz söyleyin, virüse karşı elimizdeki tek şey bilimdir. Virüsün genlerini ortaya çıkaracak, ilaç üretecek, akciğerleriniz su topladığında nefes almanızı sağlayacak, ateşiniz çıktığında düşürecek, bizleri hayatta tutup yeni insanların enfekte olmasını engelleyecek yegâne şey özgür ve açık bilimdir. Tarihte görülmemiş bir hızda virüsün genleri ortaya çıkarıldı, bu açık bilimin bir başarısıdır. Tüm dünyadan bilim insanlarının ortak çalışmasının ürünüdür. Hiçbir temele dayanmayan, kanıt sunmayan, sansasyonel açıklama yaparak muayene ücretlerini/kitap satışını artırmaya çalışanlar ise yaptıkları sahte bilimle Bruno’yu yakanlar gibi anılacaktır. 

Tıbbın bilim içindeki yeri her zaman tartışmalı olmuştur. Başlı başına bir bilim dalı mıdır, çeşitli bilim dallarından faydalanan bir disiplin midir, bir sanat mıdır… Aynı tartışma tıbbın işlevi üzerinde de yaşanmıştır: Gücün bir maşası mı, yoksa zayıfın yanında duran bir kahraman mı? 

Küresel bir salgından (pandemi) geçtiğimiz bu günlerde ise tıbbı bir maşa olmakla itham edenleri, ilaç firmalarının kuklası olduğunu söyleyenleri ve bütün bilim ve akıl dışı söylemleri ile halk sağlığını tehdit edenleri yine sahnede görmekteyiz. Ancak herkes evinden çıkmazken, sosyal temastan dahi kaçınırken; hastanede, en büyük risk altında, maşa olmakla itham edilen sağlık çalışanları, ellerinde bilimin gücüyle çalışmaktadır.

Bu Corona günlerinde tüm sağlık çalışanlarının özverisi için teşekkür ediyor, bir intörn doktor olarak tüm hekimlerin 14 Mart Tıp Bayramını içten dileklerimle kutluyorum.

*İntörn Doktor, İstanbul Tıp Fakültesi